World War I began in the year 1914.
1. Dünya Savaşı 1914 yılında başladı.
We began our work at noon.
İşimize öğleyin başladık.
Our work began to flourish.
İşlerimiz gelişmeye başladı.
He began to address the audience slowly.
İzleyiciye yavaş yavaş hitap etmeye başladı.
The boy began to cry.
Çocuk ağlamaya başladı.
The boy began to make noise.
Çocuk gürültü yapmaya başladı.
The child began to cry at the sight of the dog.
Çocuk köpeği gördüğünde ağlamaya başladı.
He began buying gold in huge amounts.
Çok büyük miktarlarda altın almaya başladı.
It began to rain in earnest.
Çok yağmur yağmaya başladı.
We began with the soup.
Çorbayla başladık.
The suspect began to confess at last.
Şüpheli sonunda itiraf etmeye başladı.
The leaves of the trees began to turn red.
Ağaçların yaprakları kızarmaya başladı.
Love began to grow between the two.
Aşk iki kişi arasındaki büyümeye başladı.
I began to cry.
Ağlamaya başladım.
The man stood up and began to sing.
Adam ayağa kalktı ve şarkı söylemeye başladı.
The men began to march forward.
Adamlar ileri doğru yürümeye başladılar.
A heavy rain began to fall.
Şiddetli yağmur yağmaya başladı.
Families began to have fewer and fewer children.
Aileler gittikçe daha az çocuk sahibi olmaya başladı.
It began to rain in the evening.
Akşam yağmur yağmaya başladı.
The gold rush began here.
Altına hücûm burada başladı.
American workers began to protest.
Amerikan işçileri protesto etmeye başladı.
Next month it'll be five years since he began playing the violin.
Önümüzdeki ay keman çalmaya başlayalı beş yıl olacak.
All of a sudden, my mother began to sing.
Aniden annem şarkı söylemeye başladı.
All of a sudden, it began raining.
Aniden yağmur yağmaya başladı.
Suddenly it began to rain.
Aniden yağmur yağmaya başladı.
All of a sudden, she began to laugh.
Aniden, o gülmeye başladı.
Suddenly, it began to rain.
Aniden, yağmur yağmaya başladı.
The explorers began to suffer from a severe lack of food.
Araştırmacılar ciddi bir gıda eksikliğinden muzdarip olmaya başladı.
Search and rescue operations began immediately.
Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.
The soldiers began returning home.
Askerler eve dönmeye başladı.
Soldiers began to come home and find peacetime jobs.
Askerler eve gelmeye barış zamanı işlerini bulmaya başladılar.
Ceasefire talks began in July 1951.
Ateşkes görüşmeleri Temmuz 1951 de başladı.
The bear began tearing at the tent.
Ayı çadırı yırtmaya başladı.
My toe began to bleed.
Ayak parmağım kanamaya başladı.
It began snowing just now.
Az önce kar yağmaya başladı.
It began raining just now.
Az önce yağmur yağmaya başladı.
All the students began talking at once.
Bütün öğrenciler derhal konuşmaya başladı.
My father began jogging last month.
Babam geçen ay koşmaya başladı.
Mr. White soon began to feel guilty.
Bay Beyaz kısa sürede suçlu hissetmeye başladı.
The baby began to crawl.
Bebek emeklemeye başladı.
It began to rain before I got home.
Ben eve varmadan önce yağmur yağmaya başladı.
It began to snow heavily as I got off the train.
Ben trenden inerken yoğun kar yağışı başladı.
The moment she saw me, she began laughing.
Beni gördüğü an, gülmeye başladı.
My heart began to beat fast.
Benim kalbim hızlı çarpmaya başladı.
Scientists began to find answers to these questions.
Bilimciler bu soruların yanıtlarını bulmaya başladılar.
A ceasefire began a few hours later.
Bir ateşkes birkaç saat sonra başladı.
A group of militia saw him and began shooting.
Bir grup militan onu gördü ve ateş açmaya başladı.
They began to walk after a while.
Bir süre sonra yürümeye başladılar.
They began to walk again after a while.
Bir süre sonra yeniden yürümeye başladılar.
All at once it began to rain heavily.
Birden şiddetli yağmur başladı.
Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.
The lion began to roar as we approached.
Biz yaklaşırken, aslan kükremeye başladı.
We began on a new project.
Biz yeni bir proje üzerinde başladık.
A civil war began in Bosnia-Herzegovina in 1992.
Bosna-Hersek'te 1992'de bir iç savaş başladı.
Boston was where it all began.
Boston onun hepsinin başladığı yerdi.
This custom began in the Edo Period.
Bu gelenek Edo Döneminde başladı.
They began this year.
Bu yıl başladılar.
To make matters worse, it began to snow.
Daha da kötüsü kar yağmaya başladı.
To make matters worse, it began snowing.
Daha da kötüsü, kar yağmaya başladı.
To make matters worse, it began to rain.
Daha da kötüsü, yağmur yağmaya başladı.
To make matters worse, it began to rain.
Daha da kötüsü, yağmur yağmaya başladı.
After that he began to enjoy life again and gradually recovered.
Daha sonra hayattan yeniden zevk almaya başladı ve gitgide iyileşti.
I began to sing when I was a youngster.
Delikanlı iken şarkı söylemeye başladım.
She went on talking to her friend even after the class began.
Ders başladıktan sonra bile arkadaşıyla konuşmaya devam etti.
It seems classes began yesterday.
Dersler dün başlamış gibi görünüyor.
There are many guesses about how language began, but the fact is that no one really knows.
Dilin nasıl ortaya çıktığı konusunda birçok tahmin bulunuyor ancak gerçek şu ki kimse gerçekten bilmiyor.
The value of the dollar began to drop.
Doların değeri düşmeye başladı.
Electronic commerce began to spread rapidly.
Elektronik ticaret hızla yayılmaya başladı.
My hands began to sweat.
Ellerim terlemeye başladı.
I began to learn Esperanto.
Esperanto öğrenmeye başladım.
You began to learn Esperanto.
Esperanto öğrenmeye başladın.
He began his lecture with a humorous anecdote.
Espirili bir anekdot ile dersine başladı.
I had hardly left home when it began raining.
Evden çıkar çıkmaz yağmur yağmaya başladı.
As soon as I left home, it began to rain.
Evden çıkar çıkmaz yağmur yağmaya başladı.
I had hardly left home when it began to rain heavily.
Evden ayrılır ayrılmaz şiddetli şekilde yağmur yağmaya başladı.
He had hardly left home when it began to rain.
Evden ayrılır ayrılmaz yağmur yağmaya başladı.
It began to rain five minutes after I left home.
Evden ayrıldıktan beş dakika sonra yağmur yağmaya başladı.
Do you believe that the universe began as a small ball of fire?
Evrenin küçük bir ateş topu olarak başladığına inanıyor musun?
Florence Nightingale is famous as the woman who began professional nursing.
Florence Nightingale, profesyonel hemşireliğe başlayan kadın olarak ünlüdür.
It's been three years since I began studying French.
Fransızca öğrenmeye başladığımdan beri üç yıl oldu.
The sky suddenly began to darken.
Gökyüzü aniden kararmaya başladı.
He put on his glasses and began to read.
Gözlüğünü taktı ve okumaya başladı.
They began using their power to become rich.
Güçlerini zengin olmak için kullanmaya başladılar.
George began to climb all unawares.
George beklenmedik bir anda tırmanmaya başladı.
When I found my true identity, my life began to make sense.
Gerçek kimliğini bulduğumda, hayatım bir anlam ifade etmeye başladı.
More and more students began to protest.
Gittikçe daha fazla öğrenci protesto etmeye başladı.
More and more people began raising cattle.
Gittikçe daha fazla insan sığır yetiştirmeye başladı.
They began to run all at once.
Hep birden koşmaya başladılar.
Jackson's men began to leave the next morning.
Jackson'ın adamları ertesi sabah gitmeye başladı.
It is forty years since I began studying Japanese.
Japonca çalışmaya başlayalı kırk yıl oldu.
It's been forty years since I began to study Japanese.
Japonca okumaya başlayalı kırk yıl oldu.
Soon after that, I began to fall asleep.
Kısa bir süre sonra, uyuklamaya başladım.
Soon after, it began to rain.
Kısa süre sonra yağmur yağmaya başladı.