"Is that Tom calling again?" "Yes. He calls every evening these days. I shouldn't have given him my number."
"Arayan Tom muydu yine?" "Evet. Bu günlerde her akşam arıyor. Ona numaramı vermemeliydim."
I waited up for him until ten o'clock.
10:00'a kadar onu bekledim.
I feel like telling him what I think of him.
İçimden onunla ilgili düşündüğümü söylemek geliyor.
I agreed to help him in his work.
İşinde ona yardım etmeyi kabul ettim.
His failure in business left him penniless.
İşteki başarısızlığı onu beş parasız bıraktı.
She allegedly killed him in self defense.
İddialara göre o onu kendini savunmak için öldürdü.
She called him every other day.
İki günde bir o onu aradı.
Two policemen arrested a burglar. They caught him sneaking into Mrs. Miller's.
İki polis bir hırsız tutukladı. Onlar onu Bayan Miller'in evine gizlice girerken yakaladı.
She waited for him for two hours.
İki saat boyunca onu bekledi.
I have known him for two years.
İki yıldır onu tanıyorum.
She introduced her sister to him more than two years ago.
İki yıldan daha önce o, kız kardeşini ona tanıttı.
I couldn't understand him at first.
İlk başta onu anlayamadım.
I will see him at the first opportunity.
İlk fırsatta onu göreceğim.
I'll speak to him at the first opportunity.
İlk fırsatta onunla konuşacağım.
She fell in love with him at first sight.
İlk görüşte ona aşık oldu.
I first met him three years ago.
İlk olarak ona üç yıl önce rastladım.
English is not easy for him to learn.
İngilizce, onu öğrenmesi için kolay değildir.
No one can match him in English.
İngilizcede hiç kimse ona aşık atamaz.
Where goes man? Where his heart calls him to.
İnsan nereye gider? Kalbi onu nereye çağırır.
People call him Dave.
İnsanlar ona Dave diyor.
People hailed him as king.
İnsanlar ona kral olarak seslendiler.
People thought him to be a great scholar.
İnsanlar onu büyük bir bilgin olarak düşünüyorlar.
The people praised him for his courage.
İnsanlar onu cesaretinden dolayı övdü.
The people acclaimed him King.
İnsanlar onu kral ilan etti.
People used to laugh at him behind his back.
İnsanlar onun arkasından ona gülerdi.
People liked him all the better for his faults.
İnsanlar onun hatalarına rağmen onu daha da çok sevdiler.
I bumped into him at the station.
İstasyonda ona çarptım.
I have given him permission to do what he wants to do.
İstediğini yapması için ona izin verdim.
The rioters beat him badly.
İsyancılar onu kötü yendi.
They urged him to punish the rebels.
İsyancıları cezalandırmak için ona ısrar etti.
A good newspaper reporter takes advantage of what he learns from any source, even the "little bird told him so" type of source.
İyi bir gazete muhabiri herhangi bir kaynaktan öğrendiklerinden, hatta "küçük kuş ona öyle söyledi" türü kaynaktan bile yararlanır.
You can't judge a person if you don't know him well.
İyi tanımıyorsan, bir kişiyi yargılayamazsın.
Get him out of here!
Çıkarın onu buradan!
I've asked him three times to take out the trash and he still hasn't done it!
Çöpü dökmesini ona üç defa rica ettim ama o hala bunu yapmadı!
We asked him on the interphone if he could come downstairs quickly.
Çabucak aşağıya gelip gelemiyeceğini içhaberleşmede ona sorduk.
You've got to write to him quickly.
Çabucak ona yazmalısın.
They booted him out of school for not studying.
Çalışmadığı için onu okuldan attılar.
I've met him on several occasions.
Çeşitli vesilelerle onunla karşılaştım.
She scolded him for not mowing the lawn.
Çimi biçmediği için onu azarladı.
I've often seen him bullied.
Çoğu kez onun zorbalık yaptığını gördüm.
Tom put together one million dollars in unmarked, used bills as the kidnappers had told him to do.
Çocuk hırsızlarının ona yapmasını söyledikleri gibi Tom işaretlenmemiş, kullanılmış paralar halinde bir milyon dolar topladı.
The boy, upon seeing a butterfly, proceeded to run after it, provoking the anger of his mother, who had ordered him to stay quiet while she gossiped with the lady next door.
Çocuk kelebeği gördüğünde,onu kovalamaya girişti,bitişikteki bayanla sohbet ederken ona sessiz kalmasını söyleyen annesini kızdırdı.
The child bothered him with questions.
Çocuk sorularla onu rahatsız etti.
The children gathered around where Tom was seated and watched him play his guitar.
Çocuklar Tom'un oturduğu yerde toplandılar ve onun gitar çalmasını izlediler.
I have known him since he was a baby.
Çocukluğundan beri onu tanımaktayım.
I've known him ever since he was a child.
Çocukluğundan beri onu tanıyorum.
She has known him since they were very young.
Çocukluklarından beri onu tanır.
I was annoyed with him for being so late.
Çok geç kaldığı için ona kızdım.
I cannot help liking him in spite of his many faults.
Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.
He didn't like to sing but they made him sing.
Şarkı söylemekten hoşlanmıyordu fakat onlar ona şarkı söylettiler.
The teacher made him stay after school.
Öğretmen okuldan sonra onun kalmasını sağladı.
The teacher told him to study English hard.
Öğretmen ona İngilizceye çok çalışmasını söyledi.
The teacher told him to rewrite his essay.
Öğretmen ona denemesini yeniden yazmasını söyledi.
The teacher pushed him for an answer.
Öğretmen ondan bir cevap istedi.
The teacher allowed him to go home.
Öğretmen onun eve gitmesi için izin verdi.
The teacher permitted him to go home.
Öğretmen onun eve gitmesine izin verdi.
The teacher let him go home.
Öğretmen onun eve gitmesine izin verdi.
The teacher gave him a failing grade for basing his report on discredited research.
Öğretmen onun itibarsız araştırmasıyla ilgili raporuna dayandırarak ona başarısız notu verdi.
The teacher told Tom that he couldn't give him anything higher than a C.
Öğretmen Tom'a ona bir C 'den daha yüksek bir şey veremediğini söyledi.
I recognized the teacher at once, because I had met him before.
Öğretmeni hemen tanıdım; çünkü onunla daha önce karşılaşmıştım.
We look up to him as our teacher.
Öğretmenimiz olarak ona saygı duyuyoruz.
Our teacher warned him not to be late again.
Öğretmenimiz tekrar geç kalmaması için onu uyardı.
Urgent business prevented him from coming.
Acil iş onun gelişini engelledi.
Urgent business kept him from coming.
Acil iş onun gelmesini engelledi.
Urgent business prevented him from going.
Acil iş onun gitmesini engelledi.
The man robbed him of all his money.
Adam onun bütün parasını soydu.
If I knew his address, I would get in touch with him right away.
Adresini bilsem, hemen onunla iletişime geçerdim.
I think the devil doesn't exist, but man has created him, he has created him in his own image and likeness.
Şeytanın var olmadığını düşünüyorum, bence insanlık onu yarattı,kendi hayalinde ve tasvirinde
A loud noise made him jump.
Şiddetli gürültü onu hoplattı.
She loves him now more than she did before.
Şimdi o, onu eskisinden daha çok seviyor.
Now is the time when we need him most.
Şimdi ona en çok ihtiyacımız olduğu zamandır.
What I want him to do now is to paint the fence.
Şimdi onun yapmasını istediğim şey çiti boyamaktır.
I have not heard a word from him as yet.
Şimdiye kadar ondan bir kelime duymadım.
The company engaged him as an advisor.
Şirket onu bir danışman olarak işe aldı.
They blamed him for the failure of the company.
Şirketin başarısızlığı için onu suçladılar.
After dinner, George's dad took him aside.
Akşam yemeğinden sonra, George'nin babası onu bir kenara aldı.
We had known him for five years when he died.
Öldüğünde beş yıldır onu tanıyorduk.
I have an appointment with him at six.
Altıda onunla bir randevum var.
We congratulated him on winning a gold medal.
Altın madalya kazandığı için onu tebrik ettik.
My uncle gave him a present.
Amcam ona bir hediye verdi.
I'll see him next Friday.
Önümüzdeki cuma onu göreceğim.
I remember giving him the key.
Anahtarı ona verdiğimi hatırlıyorum.
At first, I mistook him for your brother.
Önce onu erkek kardeşinle karıştırdım.
I didn't recognize him at first.
Önce onu tanımadım.
I persuaded him into accepting the offer.
Öneriyi kabul etmesi için onu ikna ettim.
A sudden illness prevented him from going there.
Ani bir hastalık oraya gitmesini engelledi.
I will explain to him until he understands.
Anlayana kadar ona açıklayacağım.
His parents took him for a walk.
Anne ve babası onu bir yürüyüş için götürdüler.
Tom opened the window even though his mother told him not to.
Annesi açmamasını söylemesine rağmen Tom pencereyi açtı.
Even though his mother told him to get ready for dinner, Tom continued playing his game.
Annesi ona akşam yemeği için hazırlanmasını söylemesine rağmen Tom oyununu oynamaya devam etti.
His mother made him clean the bathroom.
Annesi ona banyoyu temizletti.
His mother came to pick him up.
Annesi onu almak için geldi.
His mother didn't allow him to ride a motorbike.
Annesi onun motosiklet sürmesine izin vermedi.