The children kicked the dry leaves into the air.
Çocuk, kuru yaprakları ayağıyla itti.
The leaves on the trees have begun to turn red.
Ağaçtaki yapraklar kızarmaya başladı.
Hurry up. The train leaves in ten minutes. We don't want to miss it.
Acele et. Tren on dakikaya kalkıyor. Kaçırmayalım.
You had better hurry. The train leaves at three.
Acele etsen iyi olur. Tren saat üçte kalkar.
The President leaves Washington for Paris next month.
Başkan gelecek ay Washington'dan Paris'e hareket eder.
My father usually leaves home while I am in bed.
Babam genellikle ben yataktayken evden çıkar.
The garden was covered with fallen leaves.
Bahçe düşmüş yapraklarla kaplıydı.
The leaves of the trees in the garden have turned completely red.
Bahçedeki ağaçların yaprakları tamamen kızardı.
My airport shuttle bus leaves at six o'clock.
Benim havaalanı servis otobüsü, saat altıda hareket eder.
Many trees lose their leaves in the winter.
Birçok ağaçlar kış mevsiminde yapraklarını kaybederler.
Many Peruvians have the habit of chewing coke leaves.
Birçok Perulunun koka yapraklarını çiğneme adeti vardır.
I hope he leaves in a few hours.
Birkaç saat içinde gideceğini umuyorum.
He'll come to see us before he leaves this city.
Bu şehirden ayrılmadan önce, O bizi görmeye gelecek.
These two leaves look alike.
Bu iki yaprak benziyor.
This train leaves at nine o'clock.
Bu tren dokuzda hareket eder.
The train for Cambridge leaves from Platform 5.
Cambridge treni 5. platformdan kalkmaktadır.
He leaves a widow and a daughter.
Dul bir kadın ve bir kız evlat bırakıyor.
If you put more tea leaves into the pot, the tea will taste better.
Eğer demliğe biraz daha çay yaprakları koyarsan, çayın tadı daha iyi olacaktır.
My brother leaves his room in a mess.
Erkek kardeşim odasını karmaşa içinde bırakır.
She leaves for Tokyo next month.
Gelecek ay o Tokyo'ya hareket edecek.
He leaves for New York next week.
Gelecek hafta New York'a hareket edecek.
Go and say goodbye to him before he leaves.
Git ve o ayrılmadan önce ona elveda de.
It leaves every thirty minutes.
Her otuz dakikada hareket eder.
He always leaves his work half done.
Her zaman işlerini yarım bırakır.
Why don't you hang around a while after everyone else leaves so we can talk?
Herkes gittikten sonra biz konuşabilelim diye neden bir süre oyalan mıyorsun?
With the arrival of winter, the leaves on the trees fall down.
Kışın gelmesiyle birlikte ağaçlardaki yapraklar düşer.
The sidewalk was covered with fallen leaves.
Kaldırım dökülen yapraklarla kaplıydı.
My husband usually leaves for work at 8 o'clock.
Kocam genellikle saat sekizde işe gider.
Please get rid of the dead leaves.
Lütfen ölü yapraklardan kurtulun.
Mary never leaves her house without first putting on makeup.
Mary önce makyaj yapmadan asla evden ayrılmaz.
It irritates Tom when Mary leaves the cap off the toothpaste.
Mary diş macununun kapağını açık bıraktığında, bu Tom'u kızdırıyor.
Almost all the leaves have fallen.
Neredeyse tüm yapraklar döküldü.
He leaves for Tokyo at ten.
O saat onda Tokyo'ya hareket eder.
He leaves at eight.
O saat sekizde gider.
She leaves for New York next Sunday.
O, gelecek hafta New York'a hareket edecek.
He always leaves home at seven.
O, her zaman saat yedide evden ayrılır.
He leaves for school at seven.
O, okula saat yedide gider.
He leaves for Tokyo tomorrow.
O, yarın Tokyo'ya hareket edecek.
Ask him when the next plane leaves.
Ona bir sonraki uçağın ne zaman kalkacağını sor.
Two from ten leaves eight.
Ondan iki çıkarsa sekiz kalır.
I don't care whether he leaves or stays.
Onun gitmesi ya da kalması umurumda değil.
The bus leaves every fifteen minutes.
Otobüs her on beş dakikada hareket eder.
The bus leaves every ten minutes.
Otobüs her on dakikada bir gider.
The bus leaves in five minutes.
Otobüs, beş dakika içinde ayrılacak.
Green leaves in a park are pleasing to the eye.
Parktaki yeşil yapraklar göze hoş geliyor.
The wind lifts the leaves.
Rüzgar yaprakları kaldırır.
He leaves Osaka for Tokyo at ten.
Saat onda Osaka'dan Tokyo'ya hareket edecek.
It's only leaves and branches.
Sadece yapraklar ve dallar var.
Your English composition leaves almost nothing to be desired.
Senin ingilizce kompozisyonun neredeyse istenecek bir şey bırakmıyor.
He said that the last bus leaves at 10:50 p.m.
Son otobüsün akşam 10:50'de kalktığını söyledi.
In the fall, when the days grew shorter and the nights colder, she watched the first frost turn the leaves to bright yellow and orange and red.
Sonbaharda, günler daha kısaldığında ve geceler daha soğuduğunda, o, ilk ayazın yaprakları parlak sarı ve portakal ve kırmızıya dönüştürmesini izledi.
In autumn, leaves fall from trees.
Sonbaharda, yapraklar ağaçlardan düşer.
Susan eats like a bird and leaves most of the food on her plate.
Susan bir kuş kadar yer ve yemeğinin çoğunu tabakta bırakır.
I hate chalk. It leaves powder on your hands.
Tebeşirden nefret ederim. Elinde toz bırakır.
Tom is out in the yard, raking leaves.
Tom bahçede yaprakları tırmıkla topluyor.
When Tom leaves at night, he turns on the burglar alarm.
Tom gece gittiğinde hırsız alarmını açar.
Tom usually leaves for school at about 7:30.
Tom genellikle okul için yaklaşık 7.30'da yola çıkar.
Things won't be the same around here after Tom leaves.
Tom gittikten sonra buralarda gidişat aynı olmayacak.
Tom always leaves his computer on.
Tom her zaman bilgisayarını açık bırakır.
Tom always leaves his bicycle dirty.
Tom her zaman bisikletini kirli bırakır.
Tom always leaves dirty dishes in the sink.
Tom her zaman kirli bulaşıkları lavaboya bırakır.
Tom always leaves for work at 8:00.
Tom her zaman saat 8.00'de işe gider.
Even in the winter, Tom usually leaves the window open when he sleeps.
Tom kışın bile uyurken genellikle pencereyi açık bırakır.
Tom often leaves dirty dishes in the sink.
Tom kirli bulaşıkları çoğunlukla lavaboda bırakır.
Tom wanted to help Mary rake the leaves, but she was using the only rake.
Tom Mary'ye yaprakları tırmıkla toplaması için yardım etmek istedi fakat o tek tırmığı kullanıyordu.
Tom often leaves the lights on all night.
Tom sık sık bütün gece ışıkları bırakır.
Mary doesn't like it when Tom leaves the toilet seat up.
Tom tuvalet kapağını açık bıraktığında Mary bundan hoşlanmaz.
It irritates Mary when Tom leaves the toilet seat up.
Tom tuvaletin kapağını açık bıraktığında bu Mary'yi kızdırıyor.
Tom leaves for Boston tomorrow.
Tom yarın Boston'a gidiyor.
Tom's duties include raking the leaves.
Tom'un görevleri yaprakları tırmıkla toplamayı içermektedir.
Tom's report leaves much to be desired.
Tom'un karnesi arzu edilecek çok şey bırakıyor.
Tom's plane leaves for Boston at 2:30 p.m.
Tom'un uçağı 14.30'da Boston'a hareket edecek.
The train leaves at 2:30 p.m.
Tren 14.30'da hareket eder.
The train leaves at six.
Tren altıda ayrılır.
The train leaves at one-thirty this afternoon.
Tren bu öğleden sonra bir otuzda kalkıyor.
The train leaves in ten minutes.
Tren on dakika içinde hareket edecek.
The train leaves at nine.
Tren saat dokuzda kalkıyor.
The train leaves Tokyo Station at 7.
Tren Tokyo istasyonundan saat yedide kalkar.
Our train leaves at eight-thirty.
Trenimiz sekiz buçukta kalkar.
Try and find out when the train leaves.
Trenin ne zaman gittiğini öğrenmeye çalış.
Can you please tell me what time the train leaves?
Trenin ne zaman kalkacağını bana lütfen söyleyebilir misin?
Your train leaves from Platform 10.
Treniniz platform 10'dan kalkar.
My plane leaves at six o'clock.
Uçağım 06:00 da kalkar.
I still have three hours before my plane leaves.
Uçağım hareket etmeden önce hâlâ üç saatim var.
We have less than two hours until our plane leaves.
Uçağımızın kalkmasına iki saatten az zaman var.
The leaves fell from the trees.
Yapraklar ağaçlardan düştü.
Leaves are falling.
Yapraklar dökülüyor.
The leaves fell.
Yapraklar düştü.
Leaves begin to fall in October.
Yapraklar ekimde düşmeye başlar.
The leaves blew off.
Yapraklar havaya uçtu.
The leaves turned red as the days passed.
Yapraklar her geçen gün kırmızıya döndü.
The leaves are turning red.
Yapraklar kızarıyor.
The leaves began to turn red and yellow.
Yapraklar kızarmaya ve sararmaya başladı.
The leaves have begun to change color.
Yapraklar renk değiştirmeye başladı.