Alice has stunning legs.
Alice çok güzel bacaklara sahip.
He sat silently with his legs crossed.
Bacak bacak üstüne atarak sessizce oturdu.
He crossed his legs.
Bacak bacak üstüne attı.
My legs are getting better day by day.
Bacaklarım günden güne daha da iyileşiyor.
My legs still hurt.
Bacaklarım hâlâ ağrıyor.
I walked till my legs got stiff.
Bacaklarım sertleşinceye kadar yürüdüm.
My legs are weak.
Bacaklarım zayıftır.
My legs feel heavy.
Bacaklarımı ağır hissediyorum.
I can't move my legs.
Bacaklarımı hareket ettiremiyorum.
I can't feel my legs.
Bacaklarımı hissedemiyorum.
I don't shave my legs.
Bacaklarımı tıraş etmem.
I've lost the feeling in my legs.
Bacaklarımdaki hissi kaybettim.
Can you move your legs?
Bacaklarını kımıldatabiliyor musun?
He shaves his legs.
Bacaklarını traş etti.
My hands and legs are swollen.
Benim ellerim ve ayaklarım şişti.
Betty sat in the chair with her legs crossed.
Betty bacak bacak üstünde sandalyede oturuyordu.
How many legs does a spider have?
Bir örümceğin kaç tane ayağı var?
It crawls on all fours as a baby, then learns to walk on two legs, and finally needs a cane in old age.
Bir bebek olarak dört ayak üzerinde emekler, sonra iki bacak üstünde yürümeyi öğrenir, sonunda yaşlılıkta bir değneye ihtiyacı olur.
A dachshund is a dog from Germany with a very long body and short legs.
Bir dachshund uzun gövdesi ve kısa bacakları olan bir Alman köpeğidir.
A dog has four legs.
Bir köpeğin dört bacağı var.
How many legs does a dog have?
Bir köpeğin kaç bacağı vardır?
A squid has ten legs.
Bir kalamarın on bacağı vardır.
A cat has a tail and four legs.
Bir kedinin bir kuyruğu ve dört bacağı var.
A table has four legs.
Bir masanın dört bacağı var.
Many had lost their arms or legs.
Birçok insan kollarını ya da bacaklarını kaybetmiş.
These thick wool stockings will keep your legs warm.
Bu kalın yün çoraplar bacaklarınızı sıcak tutacak.
Let's take a short rest here. My legs are tired and I can't walk any more.
Burada kısa süre dinlenelim. Bacaklarım yorgun ve ben daha fazla yürüyemiyorum.
I had sore legs the next day.
Ertesi gün bacaklarım acıyordu.
Every dog has four legs.
Her köpeğin dört tane ayağı vardır.
I got bruises on both legs.
Heriki bacağımdada morluklar var.
My sister has long legs.
Kız kardeşimin uzun bacakları var.
He sat on the bench and crossed his legs.
Kanepeye oturdu ve bacak bacak üstüne attı.
Mary has nice legs.
Mary'nin güzel bacakları var.
Maryâs cat is so sweet that I really donât mind him curling up in my lap, but the way he insists on kneading my legs with his claws makes me feel like a pincushion.
Mary'nin kedisi o kadar tatlı ki onun kucağımda kıvrılıp yatmasını gerçekten umursamıyorum fakat pençeleriyle bacaklarımı ovmakta ısrar etme tarzı bana iğne yastığı gibi hissettiriyor.
The legs of the table are shaky.
Masanın bacakları sallanıyor.
When I tried to move the desk, one of its legs made a jarring sound as it scraped across the floor.
Masayı taşımaya çalıştığımda karşıya çekerken bacaklarından biri kulak tırmalayıcı bir ses yaptı.
My legs ache from sitting on tatami.
Minderde oturmaktan bacaklarım ağrıyor.
During the intermission I got up to stretch my legs.
Molada bacaklarımı germek için kalktım.
What goes on four legs in the morning, two legs at noon, and three legs in the evening?
Ne, sabah dört bacağının üstünde, öğle iki bacağının üstünde, akşam üç bacağının üstünde gider?
She shaves her legs.
O bacaklarını tıraş eder.
He ran as fast as his legs could carry him.
O, bacakları onu taşıyabildiği kadar hızlı koştu.
She stretched out her legs.
O, bacaklarını uzattı.
He lost control of his legs.
O, bacaklarının kontrolünü kaybetti.
She is paralyzed in both legs.
O, her iki bacağından felçlidir.
They all have arms, legs, and heads, they walk and talk, but now there's SOMETHING that wants to make them different.
Onların hepsinin, kolları, bacakları, ve kafaları var,onlar yürürler ve konuşurlar, ama şimdi onlara farklı yapmak isteyen bir şey var.
He's on his last legs.
Onun ölümü yakındır.
His legs are long.
Onun bacakları uzun.
Her legs are long.
Onun bacakları uzundur.
She has nice legs.
Onun güzel bacakları var.
He has long legs.
Onun uzun bacakları vardır.
She has long arms and legs.
Onun uzun kolları ve bacakları var.
She sat down and crossed her legs.
Oturdu ve ayak ayak üstüne attı.
He felt severe pain in his back and legs.
Sırtında ve bacaklarında şiddetli ağrı hissetti.
Tom stretched out his legs.
Tom bacaklarını uzattı.
Tom broke both of his legs.
Tom bacaklarının her ikisini de kırdı.
Tom sat on the bench and crossed his legs.
Tom bankta oturdu ve bacak bacak üstüne attı.
Tom sat down and crossed his legs.
Tom oturdu ve bacak bacak üstüne attı.
Tom has skinny legs.
Tom'un sıska bacakları var.
I've got longer legs than Tom.
Tom'un sahip olduklarından daha uzun bacaklarım var.
My legs ached after the long walk.
Uzun yürüyüşten sonra bacaklarım ağrıdı.
Swimming makes your legs strong.
Yüzme bacaklarını güçlendirir.
The muscles in his legs had atrophied during the seven months he was bedridden.
Yatakta kaldığı yedi ay boyunca bacak kasları köreldi.
"What's the best way to determine the gender of the child?" "Look between its legs."
A computer is for brain like a bike for legs.
A coward is someone who, in a perilous emergency, thinks with his legs.
A dog puts its tail between its legs and cowers when it's frightened.
A girl should not sit with her legs crossed.
A good sailor only requires a short time to get his sea legs.
A lie has no legs.
A sailor frequently has no time to get his sea legs after leaving port before a battle starts.
A watchman sat with his legs crossed.
After playing so badly for the entire game, the team walked off with their tails between their legs.
Although I don't remember how, I've been getting some bruises on my legs lately. What should I do if it's some kind of weird disease?
An insect is a small animal and it has six legs.
As a tadpole grows, the tail disappears and legs begin to form.
As they ran, their arms turned into legs, their faces lengthened into snouts and their backs became covered with long gray hairs.
At the end of every day, his back was tired and his legs hurt.
At the outset of the long voyage I was seasick, but I gradually began to get my sea legs.
Can I borrow a pen? Mine's on its last legs.
Can I get half a kilo of chicken legs please?
Can you keep standing on one of your legs with closed eyes for a minute?
Can you touch your toes without bending your legs?
Cats have a tail and four legs.
Check out those legs.
Check your blanket before spreading your legs.
Come on, sit down and rest your weary legs.
Dad extended his legs on the sofa.
Deep in this forest, as the stepmother well knew, there was a green lawn and on the lawn stood a miserable little hut on hens' legs, where lived a certain Baba Yaga, an old witch grandmother.
Do you shave your legs?
Do you want this octopus to have fewer legs?
Even the fastest horse only has four legs.
Even walking till my legs turned to lead I couldn't find one that I liked.
Everyone in the car said they wanted to get out and stretch their legs.