"I'll be back in a minute," he added.
"Bir dakika içinde döneceğim,"diye ekledi.
It's a ten minute walk to the station.
İstasyon on dakikalık yürüyüş mesafesinde.
Sixty minutes make an hour, and a minute is made up of sixty seconds.
Altmış dakika bir saat eder ve bir dakika altmış saniyeden oluşur.
We're a bit busy at the moment. Can you hang on a minute?
Şu anda biraz meşgulüz. Bir dakika bekleyebilir misiniz?
Give me a minute.
Bana bir dakika ver.
Will you help me for a minute?
Bana bir dakika yardım eder misin?
Excuse me a minute.
Bana bir dakikanızı ayırın.
Just give me one minute.
Bana yalnızca bir dakika ver.
Would you mind watching my suitcase for a minute?
Bavuluma bir dakika göz kulak olabilir misiniz?
I need a five-minute break.
Beş dakikalık bir molaya ihtiyacım var.
Just stay put for a minute while I look for him.
Ben onu ararken sadece bir dakika yerinde kal.
I missed the train by only one minute.
Ben sadece bir dakika ile treni kaçırdım.
I'm going to go buy a ticket, so please watch my bags for a minute.
Bir bilet almaya gideceğim.Bu yüzden lütfen bir dakikalığına çantalarıma bak.
One minute earlier, and we could have seen the Queen.
Bir dakika önce biz kraliçe görmüş olabiliriz.
He left a minute ago.
Bir dakika önce gitti.
I saw Tom a minute ago.
Bir dakika önce Tom'u gördüm.
Can you spare a minute?
Bir dakika ayırabilir misin?
Wait a minute, my laundry is done, I'll go hang out the washing.
Bir dakika bekle, benim çamaşır tamam, çamaşırı asmaya gideceğim.
Wait a minute, Mary!
Bir dakika bekle, Mary!
Wait a minute, will you?
Bir dakika bekle, tamam mı?
Wait a minute, Tom!
Bir dakika bekle, Tom!
Hold on a minute, please.
Bir dakika bekle,lütfen.
Hang on a minute.
Bir dakika bekle.
Hold on a minute.
Bir dakika bekle.
Wait a minute. Something's not right.
Bir dakika bekle. Bir şey doğru değil.
Hang on a minute. I'll call Jimmy.
Bir dakika bekle. Jimmy'yi arayacağım.
Do you mind waiting for a minute?
Bir dakika bekler misin?
Can you wait a minute?
Bir dakika bekler misin?
Hold on a minute, please. I'll see if he is in.
Bir dakika bekleyin, lütfen. Onun içeride olup olmadığına bakacağım.
Let me think for a minute.
Bir dakika düşüneyim.
Let me think a minute.
Bir dakika düşünmeme izin ver.
I'll be there in a minute.
Bir dakika içerisinde orada olacağım.
I have to pull over for a minute.
Bir dakika için aracı sağa çekmeliyim.
I'll be back in a minute.
Bir dakika içinde döneceğim.
The doctor will be with you in a minute.
Bir dakika içinde doktor sizle olacak.
I won't be a minute.
Bir dakika içinde geleceğim.
We'll go in a minute.
Bir dakika içinde gideceğiz.
He missed the last train by a minute.
Bir dakika ile son treni kaçırdı.
He missed the train by one minute.
Bir dakika ile treni kaçırdı.
I missed the train by a minute.
Bir dakika ile treni kaçırdım.
Can I sit down for a minute?
Bir dakika oturabilir miyim?
Will you shut your trap for a minute?
Bir dakika susar mısın?
Just a minute.
Bir dakika.
Wait a minute.
Bir dakika...
One minute has sixty seconds.
Bir dakikada altmış saniye vardır.
There are sixty seconds in a minute.
Bir dakikada altmış saniye vardır.
I can type 50 words a minute.
Bir dakikada elli kelime yazabilirim.
May I be excused for a minute?
Bir dakikalığına çıkabilir miyim?
I excused myself for a minute.
Bir dakikalığına kendimi muaf tuttum.
Could I see you a minute, please?
Bir dakikalığına sizi görebilir miyim, lütfen?
Leave Tom alone for a minute.
Bir dakikalığına Tom'u yalnız bırak.
I have a minute.
Bir dakikam var.
You have one minute.
Bir dakikan var.
If you have a minute, I'd like to talk to you about some problems.
Bir dakikan varsa, ben bazı sorunlar hakkında seninle konuşmak istiyorum.
Do you have a minute?
Bir dakikanız var mı?
I need a minute.
Bir dakikaya ihtiyacım var.
I missed the airplane by a minute.
Bir dakikayla uçağı kaçırdım.
Hang on a minute. There's quite a few black chess pieces over there.
Biraz bekleyin. Orada fazlasıyla siyah satranç taşı var.
Give us a minute.
Bize bir dakika ver.
Our plans fell through at the last minute.
Bizim planlar son dakikada suya düştü.
This machine makes 100 copies a minute.
Bu makine dakikada 100 kopya yapar.
This machine can print sixty pages a minute.
Bu makine dakikada 60 sayfa basabilir.
This clock gains one minute a day.
Bu saat günde bir dakika ileri gider.
In all the excitement the 30 minute show-time passed in a flash.
Coşku içerisinde, 30 dakikalık bir show-zamanı çok çabuk geçti.
The world is changing every minute.
Dünya her dakika değişiyor.
The doctor will be here in a minute.
Doktor bir dakika içinde burada olacak.
The situation became worse by the minute.
Durum her dakika daha da kötüleşti.
Would you mind looking the other way for just a minute while I change my clothes?
Elbiselerimi değiştirirken sadece bir dakika için diğer tarafa bakar mısın?
Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable.
Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.
Yes, she'll be with you in a minute.
Evet, bir dakika içerisinde seninle birlikte olacak.
I recognized the actor the minute I saw him.
Görür görmez aktörü tanıdım.
He should be back any minute.
Her an geri gelebilir.
It may rain any minute.
Her an yağmur yağabilir.
This time, the same as always, I crammed at the last minute.
Her zaman olduğu gibi, bu defa da son dakikada çalıştım.
John should be here any minute now.
John şimdi herhangi bir anda burada olmalı.
Dogs breathe approximately 30 times a minute.
Köpekler yaklaşık olarak dakikada otuz kez nefes alır.
It is a five-minute walk to the library.
Kütüphane beş dakikalık yürüyüş mesafesinde.
I'll put your call through in a minute.
Konuşmanızı bir dakika içerisinde bağlayacağım.
Please wait a minute.
Lütfen bir dakika bekle.
Please wait a minute.
Lütfen bir dakika bekle.
Would you please wait for a minute?
Lütfen bir dakika bekler misin?
Could you please wait a minute?
Lütfen bir dakika bekler misin?
The music stopped for a minute.
Müzik bir dakika durdu.
I know you're busy, but can I talk to you for a minute?
Meşgul olduğunu biliyorum ama bir dakikalığına seninle konuşabilir miyim?
I'm almost done. Just give me a minute.
Neredeyse bitirdim. Bana sadece bir dakika ver.
He'll be back in a minute.
O bir dakika içinde dönecek.
She will be here any minute.
O birazdan burada olacak.
He will be here any minute.
O birazdan burada olacak.
That clock is one minute fast.
O saat bir dakika ileri.
He completed the project at the last minute.
O son dakikada projeyi tamamladı.
He should be back any minute now.
O, şimdi her an geri dönmeli.
He missed the train by a minute.
O, bir dakikayla treni kaçırdı.
He may leave any minute.
O, her an ayrılabilir.
He went to the store at the last minute, just before it closed.
O, tam kapanmadan önce, o son dakikada dükkana gitti.